ARCH
CP
ID
Home arrow Faculty Plans

Main
Home
Administration
General Information
JFA
Links
Search
Contact
Event Calendar
Gallery
Exhibitions
Forms
Faculty Plans
Arch Webmail


Departments
Architecture
City & Regional Planning
Industrial Design
Event Calendar
August 2008 September 2008
Mo Tu We Th Fr Sa Su
Week 31 1 2 3
Week 32 4 5 6 7 8 9 10
Week 33 11 12 13 14 15 16 17
Week 34 18 19 20 21 22 23 24
Week 35 25 26 27 28 29 30 31
Post New Event Post New Event
Mimarlik Fakültesi, yeni gelen öğrenciler için Konusma - 15 Eylül 2005 Print
15 Eylül 2005
Mimarlık Fakültesi, yeni gelen öğrenciler için Konuşma
Ömür BAKIRER

Uzun bir uğraş, ümit ve bekleyişten sonra sonuçları almanın rahatlığı ile ve dinlenmiş olarak buradasınız. Birçoğunuz burada olmayı yıllardır düşleyip, kendi özverili çalışmalarınız ve ailelerinizin desteği ile hazırlanmış ve bilinçli bir seçim yapmış olabilirsiniz, bazılarınız da belki son anda verilen bir kararla bu mesleği seçmiş olabiliriniz.

Bu noktada temel eğitim olarak bakabileceğimiz ilköğretim ve lise dönemini arkada bırakıyorsunuz. O süreç, iyisiyle kötüsüyle, kişiliğinizin şekillenmesine çok şey katmış, ilgi alanlarınızın ortaya çıkmasına yardımcı olmuş olan GEÇMİŞİNİZ'dir. BUGÜN'den başlıyarak önümüzdeki dört yıl içinde seçtiğiniz uzmalık alanının eğitimini alarak yeni bir formasyon kazanacaksınız, bir meslek edineceksiniz. Kısacası bugünden başlıyarak GELECEĞİNİZİ şekillendireceksiniz.

Burada, Mimarlık Fakültesi bünyesinde, temelinde hepsi tasarıma dayanan üç ayrı meslek dalının adayları olarak bulunuyorsunuz ve önünüzdeki dört yıllık eğitimden sonra bir kısmınız Şehir Plancısı, bir kısmınız Mimar ve bir kısmınız da Endüstri Ürünleri Tasarımcısı olarak meslek hayatınıza başlıyacaksınız.

Seçtiğiniz mesleklerin tanımlarını herhangi bir sözlük veya ansiklopediden araştırıp inceledi iseniz biraz önce de söylediğim gibi bu üç ayrı mesleğin genel tasarım kavramı içinde yer aldıklarını ancak tasarımın farklı ölçeklerinde odaklaştıklarını öğreneceksiniz. Kent plancıları dış mekanlar ve çevrenin planlanması ile uğraşırken, Mimarlar içinde yaşadığımız ve barındığımız iç mekanların, Endüstri ürünleri tasarımcıları da hem dış, hem iç mekanlarda gereksinirniz olan objelenn tasarımı için teorik ve uygulamalı bilgiler alacaklar ve ileride bu konularda çalışacaklar. Yani herkes birşeyler yaratmak ve üretmek, genel anlamda bir tasarım yapmak ve bunu uygulamak üzerine odaklanacak, 'teori ve uygulamanın dengelenmesini, bilgi ve becerinin birleşmesini öğreneceksiniz.

Temelinde tasarımla bütünleşen veya tasarımda buluşan bu üç ayrı meslek dalı acaba geçmişteçte de böyle ayn mı idi? diye sorarsanız, cevap HAYIR olur. Geçmişte, bugünkü gibi kesin bir ayrım yok, hatta aynm hiçyoktu denilebilir. Tasarma dayanan uğraşlar Mimarlık içerisinde toplanıyor, Mimarlık ile tanımlanıyordu.

Çok genel bilgilere dayanarak söylenirse, Şehir ya da Kent plancılığının meslek dalı olarak Mimarlık'tan aynlışı ancak 20.yüzyılda olmuştur. ki Endüstri Ürünleri Tasarımının meslek haline dönüşümü de 1940'lı yıllara dayandırılmaktadır. (Eczacıbaşı Sanat Ansik1opedisi, cilt 2, (1997):1248; cilt 3, (1997):1746-7).

Benim bugünkü konuşmada esas olarak üzerinde durmak istediğim seçtiğiniz mesleğin tarihçesi ve eğitimidi,. dolayısıyla yukanda yaptığım açıklamalara dayanarak Mimarlık eğitiminin tarihçesi için bazı bilgiler aktanrken üç ayrı meslek dalından topluca söz ediyor olacağım.

İnsanlar, Ön çağlarda yerleşik yaşama geçtikleri andan başlıyarak kendilerine günlük uğraşlarını sürdürüp, günlük gereksinimlerini karşılayabilecekleri bir çevre ve mekan yaratmak istemişlerdir. İlk yerleşmeler için nehir kenarlarının, su boylarının seçimi, buralarda çevreden bulduklan malzemeleri kullanarak bannak yapmalan, zaman içerisinde doğa koşullarından etkilenmernek için daha dayanıklı malzemeler kullanmağa başlamalannı topluca değerlendirirsek bütün bu uğraşlann insanların barınmak, çalışmak ve yaşamak için uygun bir ortam yaratmak amacıyla bilinçli ya da iç güdüsel olarak yaptıklan bir planlama olarak görebiliriz.

Bu en basit planlanmış yerleşmeler Anadolu'da Konya'nın güneyinde ÇATALHÖYÜK ve Burdur yakınında HACILAR'da yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Bu yerleşmelerde, çok düzenli oldukları görülen konut planlarını, konutlann birbirleriyle ve çevreleri ile ilişkilerini düzenleyen kurallar varını idi ve varsa bunları kim koyuyordu? Herkes kendi evini keyfine göre mi yapıyordu, yoksa belirli kurallar koyan ve uygulayan ya da yapılanlan denetliyen yönetici ya da din adamlan mı vardı. Bunlar ve benzeri bir dizi soruyu yanıtlamak olanaksızdır, cünkü bu dönemde henüz yazı keşfedilmemil dolayısıyla yazılı belge bırakılmamıştır. Buna karşın, duvarlara yaptıklan resimler bize günlük yaşam biçimleri için bilgi aktarıyor. Catalhöyük'te kazılar sırasında bulunan bir duvar resminden konutlar ve bun1ann oluşturdukları yerleşme düzeni anlaşılabiliyor.

Neolitik dönemden sonraki dönemlerde de Mimarların eğitimi, toplumdaki yerleri, sorumlulukları, tasarım süreci ve tasarım için hazırlanan belgelerin nitelikleri hakkında bilgiler çok kısıtlıdır.

Mimarlık uygulamalarının MISIR ve MEZOPOTAMY A kültürlerinde başlamasına karşın, o dönemlerin anıtsal yapılarını kimlerin tasarladığı ve uygulamaların hangi koşullar altında ve kimler tarafından gerçekleştirildiği hakkında bilgi çok azdır. MISIR'da Eski Krallık döneminden başlıyarak mabedlerin ve anıt niteliğinde kamusal yapıların inşasını üstlenen mimarların rahip sınıfı ile aynı saygıyı gördükleri, onlarla birlikte eğitim aldıkları, asalete ve yöneticilere yakın oldukları bazı kaYnaklarda belirtiliyor. En önemlisi de bu döneme ait, karelenmiş parşömen kağıt üzerine çizilmiş mabed cepheleri ile ince tahta levhalar üzerine çizilmiş konut ve bahçe planlarının bulunmuş olması.

Mısır'da Eski Krallık döneminden ismi bilinen birkaç mimardan biri olan İMHOTEP kaynaklarda mimar, bakan ve doktor olarak tanınıyor ve Zoser'in piramidinin geleneksel malzemeler olan tuğla ve ahşap yerine taştan inşa edilmesinde onun tasarımının ve malzeme seçiminin etkirı olduğu, Imhotep'in bu eserinde eğitim ve yaratma (learning & invention) yeteneklerini birleştirdiği söyleniyor.

MISIR'ın aksine MEZOPOTAMYA'da mimarların toplum içerisinde saygın bir yerleri olduğu söylenemez. Mimarlar yönetici ve rahip sınıfından sonra geliyorlar, yapılar hakkında bilgi veren çivi yazılı tabletlerde mabed ve saraylara ait plan ve malzeme özellikleri sıralanırken bunlar dönemin kralının ağzından aktarılıyor. Mesela SARGON'un sarayının yeri, çevresi ve plan özellikleri ve kullanılan yapı malzemeleri tabletlerde Sargon'un ağzından ayrıntıları ile aktarılıyor, ancak bu yazıtlarda mşmarlara ait bilgi verilmemiş. İnanca göre, mabed planları tanrı tarafından gönderiliyor, veya gelenekselleşmiş biçimlere uygun olarak tasarım yapılıyor ancak görünüşte tasarım ve uygulama, krallar tarafından yapılıyor. Dolayısıyla Mezopotamya' da Mısır'ın tersine mimarın kimliğinin karanlıkta olduğu söylenebilir.

HAMMURABİ'nin koyduğu kanunları belgeleyen meşhur yazıtta da hem planlama hem de mimari ile ilgili maddelerin yer alması ve kötü mimarların, ki burada sadece inşa eden (builder) olarak bahsediliyor, cezalandırılmasına ait maddeler bulunması

sağlıklı yapılaşmaya verilen önemin göstergesi sayılabilir. İleride bu maddeleri okuma fırsatınız olursa cezaları çok ilginç bulabilirsiniz. Burada sadece birinci maddeyi aktarırsam; Eğer inşa edilen ev yıkılırsa ve sahibini öldürürse, evi inşa eden de öldürülür.

Kronolojik zaman cetvelinde KLASİK YUNAN kültürüne bakıldığı zaman: Görülüyor ki, Mimarlık meslek olarak Mısır ve Mezopotamya' da yerini bulmuştur, meslek adı ise ARCHITEKTON olarak YUNAN kültüründe konulmuştur. Burada ARCHI - BAŞ TEKTON - ÇALIŞAN olarak kullanılıyor, yani BAŞÇALIŞAN anlamına geliyor.

Bu terim 'uzman marangoz' olarak kullanılıyor, dolayısıyla tasarım değil üretimdem söz ediliyor.
Mimarlık, mühendislik ve şehir plancılığı meslekleri arasında kesin bir aynm olmadığı anlaşılıyor.
Eğitimleri ilk olarak, usta i çırak veya baba i oğul ilişkisi ile başlıyor, daha sonra çalışan bir mimar yanında staja dayanan bir eğitimden geçiyorlar. Mimarlık eğitimine hazırlık olarak marangozluk ve benzeri bir eğitimden geçmeleri de olası.

Yunan kentlerde, halk meclisi bir mabed inşaatına karar verip bunun parasını denkleştirdikten sonra bu işi yapacak bir mimar seçip onu görevlendiriyorlar.

Plan, kesit ya da cephe çizimlerine ait bilgi yok. Plan konusunda yaratıcılık söz konusu değil, cünkü gerek dini gerekse sivil amaçlı yapıların tasarımı yerleşmiş biçimlerin tekrarı. Yerleşmiş planların içinden bir seçim söz konusu.

Mimarlar yapım sürecinin tamamından sorumlu, yani malzemenin seçimi, örneğin taşların alınacağı ocakların saptanması ve taş bloklarının bu ocaklardan insaat alanına taşınması, gibi uygulamaya yönelik görevleri de yerine getiriyorlar. Hangi mebed planının uygulanacağının seçimi ve inşaatın başlangıcından bitimine kadar denetlenmesi mİmarım görevleri arasında.

İnşat süresince yapılan bütün işleri aynntılı olarak belgelemek, harcamaları halka bildirmek üzere hazırlanan ve taş üzerine kazınan yazıtlzr mimarlık mesleği ve mimarlar için bilgi veren en ayrıntılı kaynaklar olarak zamanımıza kadar gelebilmişlerdir. Bu yazıtlardan mimarların isimleri de öğreniliyor.

Anlaşılıyor ki, Yunan kültüründe mimarın sorumluluğunda Tasarım ve İnşaat eylemleri birleşiyor. Yani Mimar ve Mühendislik meslekleri birleşiyor. Zaten 19. Yüzyıla kadar bu iki meslek arasında da kesin bir ayırım yoktur.

Benim esas üzerinde durmak istediğim ROMA dönemi ve ROMA'lı mımar VİTRUVİUS, çünkü bu bilgilerin büyük bölümünü onun kitabından öğreniyoruz. Yunan kültüründe yazıtlarda yer alan uygulamaya yönelik çok ayrıntılı bilgiler yanısıra teorik bazı bilgilerin de kitap olarak hazırlandığı ve bunları yazanların isimleri VİTRUVİus'un verdiği bir listeden öğreniliyor.
Vitruvius kimdir diye sorarsanız:
Kısaca VİTRUVİIS olarak anılan Romalı mimar MARCUS VİTRUVİUS POLİO'nun MS 1 yüzyılda yazdığı De Architectura (Mimarlık Üzerine On Kitap), günümüzde "Antik çağdan günümüze ulaşan mimarlık üzerine tek bilimsel eser" olarak tanımlanmaktadır (Yegül, 1993, xvii). Vitruvius, İmparator Jül Sezar (Julius Ceasar) döneminde asker olarak görev yapmış, Sezar'ın orduları ile Roma İmparatorluğu'nun her bölgesine gitmiş İmparator Ogüst (Augustus) döneminde de Roma'nın yeniden yapılandırılmasında görevlendirilmiştir.

Bu aktiviteleri arasında, Antik dönem ve Roma dönemi mimarlıkları hakkında farklı nitelikte bilgileri toplıyan Vitruvius bunları konularına uygun olarak on kitapta toplamıştır. Vitruvius'un bu eseri, antik dönem ve Roma dönemi için özgün ve değerli bilgi içermektedir ve izleyen yüzyıllar içerisinde tek bir kültürün malı olmaktan çıkmış, içerdiği bilgiler çeşitli ülkeler tarafından benimsenerek hemen hemen her dile çevrilmiştir. Türkçe çevirisi 1990 yılında Mimarlık Bölümü öğretim üyelerinden Prof.Dr.Suna Güven tarafından yapılmış ve Şevki Vanlı Vakfı tarafından yayınlanmıştır. Burada size okuyacağım kısımlar bu çeviriden alınmıştır (Vitruvius, Mimarlık Üzerine On Kitap, (çeviri. S.Güven), Şevki Vanlı Vakfı, Mimarlığın Uluslararası Kaynakları I, Ankara 1990).

Mimarlık Üzerine On Kitap, birinci bölümde Mimarın eğitimi başlığı ile genelde ve özelde bu eğitimin nasılolması gerektiğini anlatmaktadır. Antik dönemde mimarın eğitimine ışık tuttuğu için bu kısmı olduğu gibi okuyorum:

1. Mimar değişik bilim dalları ve çeşitli öğretilerin bilgisi ile donatılmış olmalıdır, çünkü diğer sanatlardaki tüm çalışmalar onun değerlendirmesi ile ölçülür. Bu bilgi uygulama ve kuramın ürünüdür. Uygulama, gerekli herhangi bir malzeme ile bir çizimdeki tasarıma göre, el işçiliği içeren sürekli ve düzenli deneyimdir. Kuram ise orantı ilkelerinde usta1ığın ürünlerini gösterip açıklayabilme yeteneğidir.
2. Bu yüzden görülebilir ki, bilim olmadan el becerisi kazanmayı amaçlayan mimarlar hiçbir zaman emeklerinin karşılığı olan nüfuzlu bir konuma ulaşamamışlar, diğer yandan yalnız kuram ve bilime güvenenler de kesinlikle özün kendisini değil gölgesini kovalamışlardır. Ancak tepeden tırnağa silahlı erler gibi, her iki alanda da bilgisi mükemmelolanlar, amaçlarına daha çabuk erişerek saygınlık kazanmışlardır.
3. Tüm işlerde, fakat özellikle de mimarlıkta şu iki nokta vardır: Kendisine anlam verilen ve ona anlamını veren. Kendisine anlam verilen, üzerinde konuşuyor olabileceğimiz konu, anlamı veren ise bilimsel ilkeler içeren bir gösterimdir. Bu yüzden, mimar olduğunu düşünen birisinin, her iki bakımdan da deneyimli olması gerektiği ortaya çıkar. Bu nedenle, mimar hem doğal yeteneklere sahip, hem de eğitilmeye yatkın olmalıdır. Ne yetenek olmadan eğitim, ne de eğitim olmadan yetenekle kusursuz bir sanatçı yetişemez.
Mimar eğitilmeli, kalemi güçlü olmalı, geometri öğrenimi görmeli, iyi tarih bilmeli, filozofları iyi izlemeli, müzikten anlamalı, biraz tıp bilgisi bulunmalı, hukukçuların düşüncelerini bilmeli, yıldızbilim ve göklerin kuramı ile tanışıklığı olmalıdır.

Vitruvius tarafından, mimarlığın olmazsa olmazı gibi tanımlanan bu son konular, kitabın izleyen sayfalarında ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (Ben burada bu açıklamalara girmeden igilenenlerin kitabı okumasım önereceğim. Kütüphane de hem İngilizce, hem de Türkçe kopyalarım bulabileceksiniz. )

Tarihçilerden öğrenildiğine göre, Vitruvius kendisi, önerdiği bu çok yönlü eğitimden geçmemiş, ağırlıklı olarak sosyal ilimIere dayalı genel bir eğitim almıştır. Önerdiği ayrıntılı eğitimi kendisi almadığı gibi böyle bir eğitimin nerede ve nasıl verileceğini de söylemektedir.

Ancak onun vurguladıklarım temelde çok yönlü bir eğitim olarak vurgulayabiliriz. Her meslek için gerekli olan çok yönlülük mimarlık eğitiminde çok daha fazla önem kazanmaktadır.

Ben mimarlık eğitiminin bu başlangıç dönemi için bilinenleri aktarmağa çalıştım ve konuyu uzatmama için burada bırakacağım. İleriki yüzyıllara, yani Ortaçağ'a doğru ilerlersek ve kendi tarihimize ait bilgileri de aktarmağa başlarsam ancak yarın bitirebiliriz. O nedenle Vitruvius'la noktalıyorum.

Ancak bu konuşma ile size vermek istediğim mesajı da özetlemek istiyorum: İçine girdiğiniz meslek %50 eğitim %50 yetenek, yaratıcılık olarak tanımlanırsa, eğitimden alacağınız temel bilgileri yeteneğinizi geliştirmekle tamamlıyabilirsiniz.

Herşeyi eğitimden beklemeyın, yeteneğinizi geliştirmek için kişiserl çaba gösterin. Çok okuyun, müzikle ilgilenin, güzel sanatlarla ilgilenin, konserleri - yapı fuarlarından resim, vs sergisine kadar- her türlü sanatsal faaliyeti veya ürün tanıtan sergileri izleyin.
Çevrenizdeki olaylarla ve insanlarla ilgilenin, onlardan gelecek mesajlara açık olun. Unutmayın her üç meslek de insanlarla, yani kullanıcılarla ilgilidir. Onları tanıyın, istek ve beğenilerini öğrenin.
Üretken olun, ne kadar çok yazılı ve görsel belge üretirseniz o kadar çok deneyim kazanırsınız.
Mesleğinizin hakkını verin, yaptığımz herşeyin hakkım verin, yani araştırın - kullanıcıları, kullanım amacını, uygun, güncel malzeme seçeneklerini en ince ayrıntıya kadar araştırın.
Zamamn hakkını verin, son dakikaya bırakıp sıkıştırmayın, herşeyi önceden planlamaya, zamanlamaya özen gösterin. Bu meslekte iyi tasarımcı olmak kadar tasarım sürecini iyi planlamak, zamanını verimli kullanmak da önemli. Disiplinli çalışma verimi arttıracaktır.

Belki en önemlisi duyarlı olun. Kişilere, kişilerin hakkına duyarlı olun, topladığımz bilgilerin kaynaklarım göstermeğe, başkalarından alarak kullandığımz fikirlerin kaynağım göstermeğe özen gösterin. Tasarımlarımzda kimsenin fikirlerini tekrarlıyarak kolaya kaçmayın, kötü de olsa, basit de olsa kendi eğitiminize, birikiminize, iç güdülerinize, yeteneğinize dayanan özgün tasarımlar yapmağa özen gösterin.

Çevrenize duyarlı olun, mevcudu yok etmeyin, onu göz ardı etmeden tasarım yapın. Vitruvius mimarlık eğitiminde tarih bilgisinin önemini de vurgulamıştır. Bizim tarihimiz çok zengin. Ülkemizde her dönemden arta kalan zengin bir tarihi mirasın kalıntılan hala ayakta durmaktadır.Dolayısıyla kenderimizde tasanm yaparken tamamiyle özgür davranınamanız gerekir, ayakta duranlar ve yer altında henüz bulunmamış olan kültür varlıklanınızı göz ardı etmeyin. Güncelleşrnek, kentsel tasarım, yeni yapılaşma gibi tanımlara dayanarak mevcudu yok etmeyin, onlara saygılı olun.

Eleştiriye açık olun, ben yaptım oldu demeden başkalarımn fikirlerine de önem verin. Paylaşmaya önem verin. Bilgisayar karşısına oturup, kulaklıklarımza seçtiğiniz müziği takıp kendinizi dünyaya kapatmayın.
Son olarak, doğaya çıkın, yürüyün, ağaçlara bakın, onlan tamyın. ODTÜ kampüsü gerek ağaç, gerekse çiçek türleri açısından çok zengindir. Bunları dolaşın, tanıyın renk ve biçim özelliklerini inceleyin, skeç yapın hem el becerinizi hem bilginizi arttınn, tasarımlarımz için bilgi toplayın.
Kendinize iyi bir gelecek hazırlayın, çünkü bundan sonraki 60-70 yılımzı bu meslekle yaşayarak, onunla yemek yiyerek, onunla uyuyarak, geçireceksiniz.

Hepinize başanlı bir eğitim süreci ve gelecek diliyorum.

< Previous   Next >

© 2005 Middle East Technical University Faculty of Architecture
 
METU Faculy of Architecture